Duygu: Değişimin Deneyimin Yakıtı

Garip kaotik bir yıl yaşıyoruz. Kendimizi biran da içinde bulduğumuz bu kaotik duruma her birimiz farklı tepkiler verdik. Her birimizin bu yaklaşımını arka planda tetikleyen duygularımız bam başka. Hi̇ç istemesek de konfor alanımızı birisi tuttuğu gibi havaya kaldırdı ve çalkalanmaya başladık. Bu çalkalanma boyunca bir yandan ayakta durmaya çalışıp bir yandan geleceği kurgulamaya çalıştık. Bu çabamız aralıksız sürüyor.

Hayatımız boyunca bir iş yerinde mesaiye gitmişken, evden çalışmaya başlamak çoğumuz için ayaklarımızın değil ellerimizin üzerinde yürümek kadar garip, alışılmaz ve zordu. Baştan uca bir değişimdi kapımızı çalan. Kimimiz hala normale döneceğimiz günü bekliyor umutla. Kimimiz vah vah tüh tühte. Kimimiz fırsat bu fırsat diyor. Ve değişimi kucaklıyor.

Alıştığımız geleneksel kanalların dışına çıkmak çoğumuz için kabul edilmez. Fiziksel stand olmadan fuar olmaz, tadına bakmadan, kumaşa dokunmadan, koklamadan satış olmaz. Dijital olmadan olur. Ama insan teması olmadan olmaz. Bu yaklaşımın sonucu dijitalde mecburi bir varlık gösterme. Biz burun kıvırdığımız dijital dünyada lütfen bir şeyler yaparken. Dijital olmaya karar verenler. Dijital dünyayla fiziksel dünyayı birleştirerek çoktan değişim yolculuklarını başlattılar.

Karar vericilerin dijitalin içine doğmamış olmaları ve inanmamaları değişimin önündeki en büyük set. Ne yazık ki dijitale olan olumsuz yaklaşımları verdikleri kararları etkiliyor. Dijital yerliler denilen ve nüfus olarak kendilerinden daha kalabalık bir kesimin geleceğini bu kararlar şekillendiriyor. Öncelikle kabul etmek zorunda olduğumuz bir gerçek var. Dijital bir çağda yaşıyoruz. Sevsek de sevmesek de. Sevmiyorsak ve bunu insan ilişkilerini yok etmesi ve benzeri gerekçelere dayandırıyorsak. Yok etmeye değil eksik gördüğümüz yönlerini geliştirerek daha etkin hale getirmeye çalışmalıyız.

Dijitalde olmak hızla bir seçenek olmaktan çıkıyor. Artık dijital olmamız gereken bir zaman dilimindeyiz. Değişim kaçınılmaz. Bu değişimi hangi duygularla yaşayacağımız, hangi duygularla tetiklenen deneyimler tasarlayacağımız farkı belirleyecek.

Yaşatmak istediğimiz duygular neler?

Güvene dayalı bir ilişkiyi dijital dünyada nasıl kuracağız?

Fizikselle dijital, X’le Z nasıl en etkin şekilde birlikte çalışabilirler?

Dijitalle duygulardan, ilişkilerden uzaklaştığımız, asosyalleştiğimiz, makineleştiğimiz en çok tekrarlanan söylemlerden olsa da; ben insanlık tarihinde insan olmaya en çok yaklaştığımız dönemde olduğumuzu düşünüyorum.

Ezberlemek yerine deneyimlemek.

Doğaya uyum sağlamak ve duygusal zekamızı parlatmak zamanıdır. Hayvanlardan IQ olarak fersah fersah ilerdeyiz. Duygusal zeka için aynı şeyi söyleme şansım ne yazık ki yok. Ancak, elimizde tarihi bir şans var. Tüm dünyayı. Tüm insanlığı daha çok daha iyi bir geleceğe taşıma şansı. IQ’nun yanına eklenmiş bir doğal EQ. Hissetmek için dokunmak. Duymak için kulak kabartmak. Anlamak için adım atmak.

Deneyimi ve değişimi insanı ve tüm canlıları merkeze alarak tasarlamak. Bize verilen şans bu. Bütün canlılarla bütünleşmek ve onlarla duygusal olarak yakınlaşabilmek. Bunu başarırsak çocuklarımız okullarda ezberlemeyi, geçmek için not almaya çalışmayı, diploma için günü kurtarmayı, kum pistte yarış atları gibi sınavlarda koşturmayı değil mutlu olmayı öğrenecekler. Bir birlerine kalple dokunmayı, görüneni değil derindekini hissetmeyi öğrenecekler.

Duygu: Değişimin Deneyimin Yakıtı üstelik her birimiz bu yakıta sonsuz birimde sahibiz. Duyguları harekete geçirmenin zamanıdır. Müşterilerinize, çalışanlarınıza, tüm paydaşlarınıza hangi duyguları yaşatmak istediğinizi düşünün. Keşfedin. Harekete geçin. Fiziksel dünya ile dijital dünyayı bu duyguları en etkin şekilde yaşatabilmek için tasarlayın. Değişimin ve deneyimin tasarımcısı olmak bizim elimizde.

Dijitalle barışalım, geleceğimizi tasarlayalım…