2020: Ekonomik Türbülans Yılı?

İçinde bulunduğumuz durumu kriz olarak tanımlamanın hafif kalacağı bir dönem yaşıyoruz. Koronavirüs (COVID-19) pandemisinin neden olduğu bunalımın şüphesiz önemli siyasi, ekonomik ve çevresel kısa ve uzun vadeli sonuçları olacaktır.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) Genel Sekreteri Angel Gurria koronavirüs salgınının yarattığı ekonomik şokun şimdiden 2008’de yaşanan finansal krizden daha büyük bir hale geldiğini belirterek dünyanın en büyük ekonomilerinin önümüzdeki aylarda resesyona girebileceği uyarısında bulundu. Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgiava ise yaptığı değerlendirmede, COVID-19 pandemisinin yarattığı krizin, 1930’larda yaşanan Büyük Bunalım’dan daha ağır olduğunu, pandeminin 2020 yılında 170 ülke ekonomisinde daralmaya neden olacağını belirterek durumun ciddiyetini vurgulamış oldu.

Yine Dünya Ticaret Örgütü tarafından son yayınlanan raporda bu yıl küresel ticaretin bir önceki yıla göre % 13 ila % 32 arasında daralabileceği kaydediliyor. Tahmin aralığının geniş olması, yaşanan koronavirüs kriziyle ilgili belirsizlikleri açık şekilde yansıtıyor.

Aşağıdaki grafik 2000 yılından itibaren dünya mal ticaret hacminin yıllar içerisindeki değişimini gösteriyor. Grafik ayrıca 2021 ve 2022 yılları küresel mal ticareti için de senaryolar içeriyor. Küresel ticaretin pandemi öncesinde 2019 yılında yavaşlamaya başladığı grafikten de görülebilmektedir. İyimser senaryoya göre, ekonomik toparlanma küresel ticareti pandemi öncesi trendine (grafikte noktalı sarı çizgiyle gösterilmektedir) yaklaştıracak kadar güçlü olurken, kötümser senaryo sadece kısmi bir iyileşme öngörüyor. (Yeşil çizgi iyimser senaryoyu, kırmızı çizgi ise kötümser senaryoyu göstermektedir)


Dünya Mal Ticaret Hacmi, 2000-2022


Koronavirüs salgının yayılmasının önlenmesi için dünya genelinde alınan önlemler sonucu kısa dönemde belli başlı ekonomilerin Gayri Safi Yurt İçi Hasılalarında (GSYH) önemli oranda azalma bekleniyor. Devletler tarafından uygulanan sokağa çıkma yasakları, kapatılan mağazalar, ekonomik faaliyetlerin birçok ülkede durma noktasına gelmesi tüm sektörleri etkilemektedir. Sadece turizm sektöründeki kaybın %70 seviyelerinde olduğu belirtiliyor. Yine salgın nedeniyle küresel talepteki azalmaya bağlı olarak petrol fiyatları son 18 yılın en düşük seviyesine gerilerken, ABD’de petrol fiyatları tarihte ilk kez sıfır seviyesinin altına düştü. Fiyatların eksiye inmesi talebin ne denli çöktüğünü gösteriyor. Salgının neden olacağı işsizlik oranı ve iflasların boyutunun hâlâ öngörülememesinin, ülkelerin salgının ekonomik sonuçlarıyla önümüzdeki yıllar boyunca uğraşmak zorunda kalabilecekleri gerçeği de içinde olduğumuz buhranın boyutunu göstermektedir. Salgınla mücadele kapsamında hükümetler ardı ardına ekonomiyi kurtarma paketleri açıklarken, krizden etkilenen iş yerlerine, çalışanlara ve sağlık sitemine kaynak aktarılıyor.

Tarihte görülen büyük ekonomik krizlerin her birinin farklı olduğunu ve uygulanabilecek metotların farklı olabileceğini kabul etmekle birlikte koronavirüs salgınının global ekonomi ve ticaretine yapabileceği tahribatı daha iyi anlatabilmek için 21.yüzyılın en büyük ekonomik bunalımları arasında kabul edilen 1929 yılında başlayan ve 1935’e kadar süren “Büyük Depresyon” ile İkinci Dünya Savaşı sonrası başta Avrupa olmak üzere pek çok ülke ekonomisinin içine düştüğü finansal zorluklardan kısaca bahsetmek isterim. Her iki buhran döneminde de global ticaret ciddi oranda düşmüş küresel ekonomi küçülmüştür. Büyük Depresyondan vereceğim iki örnek krizin boyutunu somutlaştırmak açısından son derece çarpıcı: ABD’nin GSYH’sı 1929’da 315 milyar dolar iken 1933’de 216 milyar dolara düşmüş, işsizlik oranı 1929’da yüzde 3.2 iken 1933’de yüzde 25’e yükselmiştir.

Benzer şekilde İkinci Dünya Savaşı 1945 yılında sona erdiğinde arkasında yıkılmış şehirler ve ekonomisi enkaz hale gelmiş Avrupa devletleri bırakmıştı. Avrupa ekonomilerini tekrar canlandırmak ve ekonomik sisteme yeniden entegre olmalarını sağlamak amacıyla savaş sonrası Marshall Planı devreye sokulmuş, uluslararası para sisteminin kurallarının belirlendiği, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankasının kurulduğu Bretton Woods Sistemi oluşturulmuş, uluslararası ticaretin önündeki tüm engelleri kaldırmak ve ticarette ayrımcı uygulamalara son vermek amacıyla şimdiki Dünya Ticaret Örgütü’nün temeli olarak kabul edilen Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT) oluşturulmuş, sonraki süreçte Avrupa Birliği’ne giden yolun ilk etabı olan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kurulmuştur. Tüm bu sayılan kurumların oluşturulmasının temel amacı ülkeleri yeniden ayağa kaldırarak ticari sisteme entagrasyonlarının sağlanması ve uluslararası ticaretin yeniden canlandırılmasıydı. Savaş nedeniyle çöken dünya ekonomisini yeniden canlandırmanın tek yolu da kapitalizmin temel önermeleri arasında yer alan ticaretin ekonomik büyümeyi sağlayarak refahı artıracağı ilkesiydi.

Savaş sonrası dönemde bu kurumlar oluşturulmadan, devletler finansal yönden desteklenmeden, korumacı politikalar yerine küresel ticaretin önündeki engeller kaldırılmadan hiçbir devletin finansal açıdan kısa sürede toparlanabilmesi mümkün gözükmüyordu.

Yukarıdaki örneklerin verilme nedeni bugün karşı karşıya olduğumuz koronavirüs (COVID-19) gibi küresel sağlık sistemine ve ekonomilere ciddi tehdit oluşturan bir pandeminin etkilerini minimize etmenin tek yolunun uluslararası toplumun İkinci Dünya Savaşı sonrası göstermiş olduğu işbirliğinin, kararlılığının, tehdit karşısında ortak reaksiyon göstermesinin önemini vurgulamaktı. Geçmiş tecrübeler gösteriyor ki hiçbir ülke tek başına sınırlarını dünyadan izole ederek bu savaşı kazanamayacaktır.
Bugün COVID-19 pandemisi ile mücadelede ihtiyacımız olan ABD Başkanı Donald Trump ve yönetiminin uluslararası ticarette izlediği korumacı ve tehditkar yaklaşım değil, tam aksine Dünya Ticaret Örgütü ve OECD gibi etkin uluslararası örgütlerin kriz karşısında aldığı kapsayıcı ve sağduyulu tavır olmalıdır. Sözünü ettiğim kuruluşlar kriz aşıldığında ekonomilerin düzelebilmesinde ticaretin önemli bir rolü olacağına dikkat çekmekte ve bu nedenle piyasaları işler ve istikrarlı bir halde tutmanın hayati önem taşıdığının altını çizmektedirler.

Yine OECD Genel Sekreteri Angel Gurria’nın geçtiğimiz ay koronavirüs gündemli toplanan sanal G20 zirvesinde pandemiyle savaşta bu kez “Global bir Marshall Planı”na ihtiyaç olduğunu, bazı önlemlerin ivedilikle alınması gerektiğini belirtti. Bunlar arasında temelde sağlık sistemlerine yeniden sermaye aktarılması, parasal, mali ve yapısal politikalar gibi tüm makroekonomik kaldıraçları harekete geçirilmesi, mevcut ticari kısıtlamaların (özellikle sağlık sektöründe) kaldırılması, düşük gelirli ve ekonomisi şoklara açık ülkelere yardım edilmesi, özellikle en savunmasız olan kesimleri ve tüm bireyleri desteklemek için gerekli adımların atılması, özel destek paketleri ile işletmeleri, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin ayakta tutulması, turizm gibi krizden en çok etkilenen sektörlerin desteklenmesi yer alıyor.

Dünyanın ekonomik ve siyasi olarak en güçlü devletlerinin yer aldığı, dünya ekonomisinin yaklaşık %85’ini, ticaretinin %75’ini ve nüfusunun 2/3’ünü temsil etmekte olan G20’nin içinde bulunduğumuz kaotik konjonktürde önemli bir misyonunun olduğunu düşünüyorum. G20 uluslararası topluma çağrıda bulunarak pandemiye karşı ortak bir aksiyon planıyla hareket ederek özellikle sağlık ürünlerinin ve hizmetlerinin serbest dolaşımı için çağrı yapmalı ve pandemiden en çok etkilenen ülkelere yardım götürülmesini sağlamalıdır.

Uluslararası toplum dünya genelinde pandeminin sorumlusu olarak görülen Çin Halk Cumhuriyeti gibi küresel ekonomi ve ticareti için oldukça önemli konumda bulunan bir ülkeyi dışlamak yerine uluslararası sistemde kalmasını sağlayarak salgın sonrası ekonomik toparlanmayı hızlı bir şekilde gerçekleştirmeyi hedeflemelidir.

Son olarak küresel ekonomideki bu kötüye gidişi ekonomik ya da finansal önlemlerle durdurmak sonra da iyileştirmek maalesef mümkün görünmüyor çünkü etkiler ekonomi ve piyasalar üzerinde görünse de çözüm beklenen alan sağlık sektörü. Uzmanlar tarafından koronavirüse karşı aşı geliştirme sürecinin uzun süre alabileceği, aşı üretilse bile kısa sürede hastalara ve sağlıklı insanlara hemen uygulanamayacağı belirtiliyor. Bundan sonra nelerle karşılaşabileceğimizi ön görmenin oldukça güç olduğu zamanlara giriyoruz. 2020 yılında küresel ekonomi şiddetli bir türbülansa girmiş durumda. Bu sebeple COVID-19 pandemisi karşısında uluslararası toplumun dayanışma içinde olması ve ülkelerin pandemi sonrası oluşacak yeni düzene hazırlıklı olmaları gerekiyor. Pandemi sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmayacağı için tüm sektörlerde olduğu gibi ihracat dünyasında da değişim kaçınılmaz görünüyor. Şirketlerimizin pazarlama faaliyetlerinde önemli yeri olan yurtdışı fuarlar, ticaret heyetleri ve müşterilerle yüz yüze görüşmelerinin belli bir süre mümkün olamayacağı için dijital platformlara yapılan yatırımların artması kaçınılmazdır. Uluslararası ticaretin kısa vadede olmasa da uzun vadede normalleşmesiyle oluşacak sektörel fırsatlara hazır olmamız gerekiyor. Küresel ticaretin artması ülkemizin ana ihraç pazarlarında ekonomik büyümeyi pozitif etkileyeceği için değişime adapte olmamız durumunda pandemi öncesi ihracat seviyemizi tekrar yakalayıp geçeceğimize inanıyorum.

KAYNAKLAR:
Tackling coronavirus (COVID-19) Contributing to a global effort
Instıtute of International Finance-Step Policy Response Plan for COVID-19
http://www.mahfiegilmez.com/2020/03/2020-ve-otesi.html
http://www.mahfiegilmez.com/2012/03/kapitalizm-ve-uc-buyuk-kriz.html
https://www.wto.org/english/news_e/pres20_e/pr855_e.htm