Toz Duman Kalkınca

Bir virüs insanlığın kumdan kalelerini darmadağın etti. Yaşadığımız bir salgın. Ve salgınla tetiklenen kaos ortamı. Tarım merkezli hayata geçip, tahıl maharetiyle evcilleştirildiğinden bu yana insanlığın gündeminde salgınlar. James C. Scott ‘İlk Devletlerin Derin Tarihi Tahıla Karşı’ kitabının üçüncü bölümünü ‘Zoonozlar: Kusursuz bir Epidemiyolojik Fırtına’ başlığıyla salgınlara ayırmış. Bir bölümünde salgınların kökenine ve alınan tedbirlere dair şu saptamada bulunuyor: 

İlk yazılı kaynaklardan açıkça anlaşılan bir başka şey de Mezopotamya’nın ilk yerleşimcilerinin salgın hastalıkların yayılmasını sağlayan ‘bulaşma’ ilkesinin ne olduğunu kavramış olduklarıydı. Bunun mümkün olduğu durumlarda, belirgin hale gelmiş ilk vakaları karantinaya alacak adımları atıp onları evlerine kapatıyor, kimsenin girip çıkmasına izin vermiyorlardı. Uzun yollardan gelmiş gezginlerin, tüccarların ve askerlerin salgın hastalık taşıyabileceğini biliyorlardı. 

Aradan geçen binlerce yıl, ulaşım kolaylaştı. Çok kolaylaştı. Kalabalıklaştık. Ve virüsler için uygun ortamı oluşturmaya başladık. Özellikle nüfusun çok yoğun olduğu Çin’in bazı bölgelerinin hastalıkların başlangıç noktası olması virüsler için ultra lüks her şey dahil konaklama ortamının sağlanmasından kaynaklanıyor. Mezopotamya, hatta veba salgınıyla darmadağın olan Avrupa, daha yakında yaşanan İspanyol Gribi salgını sonrası dünya bir çok değişime sahne oldu. Bugün o dönemlerden çok önemli bir fark barındırıyor. 

Sonuçta, insanlık onlarca yıkıcı salgınla karşı karşıya gelip hayatta kalmayı becermiş. Bu seferde hayatta kalmayı becereceğiz. Ancak, önemli olan ders alarak ve sonrasına hazır çıkabilmek bu süreçten. Bunun en önemli nedeni ise salgın yaşanan dönemlerden ki en yakını 1918 desek en büyük farkımız yapay ve zeki olan teknolojilere sahip olmamız.  

Salgınla tetiklenen eve kapanma, evden çalışma, evden okuma, evden sipariş, sosyal mesafe, aksıranların tıksıranların eskilerden kalma tabirle vebalıymış muamelesi görmeleri. Dijitalleşme hayatımıza alıştıra alıştıra sızmaya çalışırken salgınla beraber istila etti. Teknolojiye karşı durmaya çalışan modern çağın makina kırıcıları bile Zoom üzerinden saatler süren toplantılarda buluşmaya başladılar. Kulelere yapılan saldırı sonrası alınan korumacı tedbirleri sanırım hatırlıyorsunuzdur. Salgın sonrası benzer reflekslerin daha yoğun devreye gireceğini düşünüyorum. Teknoloji hayatımızda çok daha önemli bir alan işgal etmeye başlayacak. 

Ticaret anlayışımız değişecek, üretim başkalaşacak. Yıllardır iklim değişikliği, gelir adaletsizliği gibi konular eksininde tartışılan Kapitalizm yol ayrımına geldi. Köklü bir değişimin eşiğinde sistem. Endüstri 4.0, 5G, IoT, AI, VR, AR, B2C, B2B, CRM, BlockChain, CX, UI/UX, Cloud, 3D Baskı ve daha bir çok terim çalınıyor kulağımıza. Salgın öncesi daha çok var, biz bugüne bakalım derken salgınla beraber tüm bu terimler hayatımızın orta yerine çöreklendi. Ve yol ayrımına geldik. Dijital dönüşüm en önemli gündem maddemiz olacak. Salgın gösterdi ki emek yoğun üretim riskli. Bir yanda talep diğer yanda talebe yetişememe. Tedbirler. Çalışan azalan saatler, duruşlar ve benzeri nedenlerle işini kaybetme riskiyle karşı karşıya. İşverenler işler durmasına karşın çalışanlarını tutmakla işten çıkarmak arasında gidip geliyor.  

E-ticaret ciddiye alınmazken şu an bir çok firma için can simiti oldu. Yıllarca, bir makina, bir mağaza, fuar ve benzeri fiziken dokunabildikleri ve alışkın oldukları yapılara yüzbinlerce Dolar yatırırken, e-ticaret ve benzeri teknolojileri görmezden gelen geleneksel iş modelleri çatırdadı. Üstelik dijital teknolojilere harcanan her kuruşun karşılığında ne elde ettiğinizi anlık ölçümleyebilirken, tercih etmedik. Geldiğimiz durumda bir mağaza yatırımı ile aşağı yukarı aynı maliyete sahip olan dijital mağazalar günü kurtarıyor.  

Üretim sistemlerimiz tamamen değişecek. Bulut destekli insansız fabrikalara yatırımlar artacak. William Gibson gelecek zaten geldi, sadece eşit dağıtılmadı söylemindeki gelecek hızla dağıtılmaya başlanacak. Oluşacak teknoloji destekli yeni dünyada alacağımız yeri belirlemek bizim elimizde. Bir yandan üretimi çağın gereklerine uygun konumlandırıp, önüne geçerken bir yandan da üretimin mekanikleşmesiyle yaşanacak işsizliğe dair düzenlemeleri de yapmamız gerekiyor. 

Dijital olarak dönüşebilen markaların ayakta kalacağı bir dönem başladı. Tarımdan, tüketime, üretimden, eğitime her şey değişecek. Artık, hiç bir şey bir ay önceki haline dönmeyecek. Her şey bitsin hayat normale dönsün beklentisinde olanlarımız için bir uyarı. Hayat normale dönecek ama normalin tanımı değişmiş olacak. Herkes, hepimiz durmuşken, dijital dönüşümde adım atmanın zamanıdır. Evde kaldığımız zamanı etkin geçirip geleceğe hep beraber hazırlanalım. Zoom ve benzeri teknolojiler varsa, çalışmaya devam etmek var. B2B/B2C e-ticaret teknolojileri varsa ticaret var. Mooc’lar uzaktan eğitim varsa gelişim var. Toz duman kalkınca neler olduğunu anlamak için etrafımıza bakınacağız ya önce olacağız ya da geride. Ve bu bizim tercihlerimizin sonucu olacak, suçlayacak kimse olmayacak. Virüs oyunu başa sardı, herkes eşit şartlarla savaşıyor. Tarihimizden alıştığımız üzere zaferle mi çıkacağız yoksa yenik mi belirlemek bizim elimizde. Başka bir şey yapma zamanıdır, aynı şeyleri yaparak farklı sonuç bekleyerek Einstein’ı haklı çıkartmaya gerek yok! 

Bu yeni yolculukta hep beraberiz, EİB olarak desteğe hazırız.