DEĞİŞİME DİRENÇ DEĞİL ÖNCÜ OLUN

Enerji Kaybı

Bugünlerde üzerine en fazla düşünülen konuları arasında enerji tüketimi. Üretimde önemli gider kalemlerinden birisi enerji ve eminim ki bu yazıyı okuyan herkes kendi ekosistemlerinde enerji tüketimi üzerine detay düşünüyorlar. Temiz enerji kaynakları gündemde. Güneş enerjisi sistemleri her geçen gün daha verimli ve etkin hale geliyor. Ancak benim yazımda değineceğim ise farklı bir enerji türü: İNSAN.

Konuşmalarımda sıkça kullandığım bir Afrika sözü var: hızlı gitmek istiyorsan yalnız, uzağa gitmek istiyorsan birlikte git. Bu söz iş dünyası ile de birebir uyum sağlıyor. Girişimciysen, bir iş fırsatı görmüşsen ki çoğu üyemiz için geçerli bu saptama. Çok hızlı hareket etmek, risk almak lazım. Dolayısıyla, şirketler kurulurken çok az insanla kervan yolda düzülür diyip yola düşülüyor. Sonra? Sonra, eğer iş tutarsa şirket büyümeye başlıyor. Tıpkı rüzgarı yakalamış bir yelkenli misali coştukça coşuyor. Az insan çok iş. Kârlılık akıllara zarar. Büyüdükçe şirketi kurduğumuzda bizimle beraber çalışmaya başlayan iş arkadaşlarımızın yanına yenileri ekleniyor. Ve işte eğlence burada başlıyor.

Eskiler ve yeniler…

Hiç bitmeyen itiş kakış. Bankalarla ilişkiler arttıkça, sistem büyüdükçe muhasebe biriminin finans bölümüne evrilmesi gerekiyor. Finansın başına okullu, özel sektör tecrübeli hatta banka görmüş bir beyaz yaka transfer etmenin zamanıdır. Finans müdürü işe başlar, finansal tabloları birer ikişer devreye almak ister. Nakit akım şeması der, excel der… Sistemdeki arkadaşlarımızdan bazıları ben bilgisayara güvenmem ajandam var der. Bunu da gururla ve övünerek söyler. Ama akşam işten çıkınca evine gitmek atına değil arabasına biner. Toplu taşımadaysa en son model cep telefonuyla oynar yol boyu.

Bu ne yaman çelişkidir?!?

Ve çoğu durumda ne yazık ki sistemin içinde kalan değişime direnen oluyor. İşin ilmini bilen, okulunu okumuş olan kişiler uzaklaşıyor. Ve şahane paradigma devreye giriyor: ‘Profesyonellerde sadakat yok hocam üç kuruş fazla veren oldu mu çekip gidiyorlar. Ne varsa eskilerde var?’

Ben size o profesyonelin değil ama bu profesyonelin neden gittiğini ve giderken daha fazla maaş ve/veya ünvan aldığımı bahane ettiğimi açıklayayım. Böylece kök nedeni hep beraber saptamış olalım. Öncelikle bir sorum var. Lütfen tüm işverenlerimiz beni kırmayıp cevaplasın. Sorumuz:

‘Piyasada en yüksek maaşı siz mi veriyorsunuz?’

Cevap tabi ki hayır. Her zaman daha fazla maaş veren bir firma vardır. Bir çalışan düşünün geleceğe dair hedefleri olan, kariyerini planlayan, öğrenmek, gelişmek ve beraberinde kurumu da geliştirmek isteyen. Bir denemiş… Olmamış. İki denemiş… Sen bizim buraları bilmezsin, burada olmaz paradigmasına çarpmış. Üç denemiş… Sonunda bezmiş. Ve gitme kararı almış. Gideceği güne kadar denemiş ama anlatamamış haliyle gitme nedeni olarak konuşmasını gerektirmeyecek en kestirme nedeni sunacaktır: PARA.

PARA herkes için en kolay bahane. Ayrılan açıklama yapma derdinden kurtulur. Zaten anlatabilseydim, gitmeme gerek olmazdı der. Bahaneyi duyan taraf mutludur. Paradigmasını doğrulamıştır. Profesyoneller üç kuruş fazla paraya terk eder.

Sonuç?

Şirketleri geleceğe taşıyabilecek iyi eğitimli personel, onlara bir gelecek sunulmadığı, köşeleri tutmuş eskiler değişime direndiği için kaçar. Kalanlar değişim değil değişmeme odaklıdır. Hal böyle olunca bütün dünya bulut der, onlar havaya bakar. Bilgilerin bulutlarda saklı olduğu günümüzde kara kaplı ajandalarına sıkı sıkı sarılmakla övünenler kalır sistemde.

Günümüzde her şey değişiyor. Üretim. Tüketim. Yaşam. Her şey değişiyor. O nedenle sizlerin en iyi bildiğiniz işi yapmaya odaklanmanız gerekiyor. Girişimciliğe, fırsatları görebilme becerinize odaklanmalısınız. Bırakın avukattan daha iyi avukat, finansçıdan daha iyi finansçı olmayı girişimci olun, sanayici olun.

Değişime direnç değil öncü olun. Tıpkı işi ilk kurarken yaptığınız gibi…

Danışman Stratejist Özgür Baykut