Çin mi? Hadi Canım!?

Son 20 yılın en başarılı bilim kurgu filmlerinden olan “Matrix” film üçlemesinin önemli karakterlerinden Ajan Smith’in, üçlemenin son filminin birkaç sahnesinde kendisini klonlayarak “…Me, me, me. There is so many of me – Ben, ben, ben. Benden ne kadar çok var.” şeklinde bir repliği bulunuyor.

Bu repliği son dönemde hemen hemen her konuda kendini duyuran ve iz bırakan-bırakmaya da devam eden Çin’e uyarladık: “Çin, Çin ve yine Çin, her yerde Çin var !”. 

Ekonomiden siyasete, spordan sanata tüm alanlarda Çin, artık lider bir ülke. Bu konuda uluslararası medyada neredeyse her gün bir inceleme, bir analiz raporu yayımlanıyor. Bu değerlendirmeler, son üç-dört yıldır dünya siyasetinde görülen kutuplaşmanın en önemli nedenlerinden biri olarak Çin’in artan rolü karşısında diğer söz sahibi olan ülkelerin bu yeni düzene tepkileri noktasında birleşiyor…

2013 yılında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping açıkladığı, tarihi İpekyolu’nun yeniden canlandırılmasını ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin diğer ülkeler hatta kıtalar ile ticari, siyasi ilişkilerinin arttırılmasını hedefleyen “Bir kuşak bir yol (One Belt, One Road) – BRI” projesinden hepimiz haberdarız.

Biz de, Ege İhracatçı Birlikleri olarak, söz konusu yolun en batısında yer alan İzmir açısından bu fiili durumu şehir ve bölgemiz açısından nasıl avantaja çevirip ihracatçılarımız için fırsatlar yaratabiliriz düşüncesiyle 2019 yılı başından itibaren yoğun olarak çalışıyoruz. 

Bu çalışmaları yaparken, daha önce bu ülkedeki faaliyetlerimiz ile ilgili tecrübelerimizin yanı sıra, 2018 yılının sonunda Çin Ticaret Bakanlığı’nın BRI rotası üzerinde bulunan ülkelerin sivil toplum örgütlerinin temsilcilerine yönelik olarak organize ettiği bir program sırasında edindiğimiz bilgileri kullanıyoruz. 

Söz konusu program için görevlendirilenlerden biri de bendim ve çok kısaca orada gördüklerimden, Çin’in ihracatçılar olarak kullanamadığımız fırsatlarından bahsetmek istiyorum. 

Daha önce Şanghay’da bir gıda fuarı için bulunmuş ve oldukça etkilenmiştim. Son 3 yıldır ise dünyanın en büyük doğaltaş fuarı olan “Xiamen Stone Fair” fuarının Türkiye milli katılım organizasyonu için Mart ayında Xiamen’e gidiyorum. Ancak Çin Ticaret Bakanlığı’nın organizasyonu ile katıldığım ve yaklaşık 20 gün süren seyahatim sonrasında Çin ile ilgili ne kadar az bilgim olduğunu anladım. 

Çin hakkında nüfus, ticaret hacmi, yönetim şekli gibi detayları hepimiz artık okuyor, öğreniyoruz. Ben de bu nedenle ne kadar çok ithalat yaptığımız, aramızda dönemsel olarak yaşanan siyasi gerilimler gibi detaylara girmeden birkaç yeni öğrendiğim bilgiyi paylaşmak istiyorum.

Değerlendirmeme geçerken, daha rahat anlaşılabilmesi için Çin’le ilgili birkaç temel bilgiyi ülkemiz verileriyle karşılaştırarak vermek istiyorum:

  • Çin 1,4 milyarlık nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi. Dünya Bankası Çin’deki nüfus artışını ortalama binde 3,7 olarak veriyor. Yani, her yıl Çin’de yeni bir İzmir kuruluyor.
  • 2018 yılında Çin’in GSYİH büyüklüğü 13,6 trilyon dolar. ABD’nin ardından dünyanın en büyük ikinci ekonomisi. Dünya Bankasına göre ortalama GSYİH artış hızı % 6,6. Bu da, her yıl ekonomisine 66 milyar dolarlık bir büyüklüğün eklenmesi anlamına geliyor. Ülkemizle karşılaştırıldığında, ülkemizin il bazındaki ekonomik büyüklükleri açısından dördüncü ve beşinci sırada yer alan Bursa ve Kocaeli illerimizin toplam ekonomik büyüklük toplamına eşit neredeyse… 
  • 2018 yılında 2,1 trilyon dolarlık bir ithalat gerçekleştirdi, yani ülkemizin yaklaşık 10 katı kadar…

Şüphesiz böylesine büyük bir pazar ülkemiz açısından muazzam fırsatlar barındırıyor. İşte tam da bu yüzden ülkemizin farklı, ezberbozan diyebileceğimiz ticari stratejilerle Çin’e yönelmesi gerekli…

“Çin almak için uzak değilse satmak içinde uzak değil”… Temmuz ayı başında Cumhurbaşkanımız ve Ticaret Bakanımızın Çin’e yaptıkları ziyaret sırasında dile getirdikleri ve bu ülke ile ilgili paradigmalarımızı değiştirmemiz gerektiğini ifade eden çok doğru bir cümle. Ülkemiz ve özellikle bölgemizde Çin’e yönelik mevcut hammadde ihracatımızın yanı sıra pek çok farklı ürün için büyük potansiyel arz eden bir ülke olduğunu ziyaret ettiğim Pekin, Baoji, Ningbo, Anping şehirlerinde ayrı ayrı görme şansım oldu. 

Son dönemde ihracatçı firmalarımız için büyük bir şans olduğunu düşündüğüm Pekin Büyükelçimiz ile Pekin-Şanghay-Guangzhou Ticaret Müşavirlerimizin destekleriyle Çin’e olan ihracatımızın kompozisyonunun değişip hızla artabileceğini düşünüyorum. 

Aşağıda dünyanın en büyük limanlarının listesi yer alıyor ve benim de yeni öğrendiğim çarpıcı bir bilgi bu limanların 3 ünün Çin’de bulunması ve bunlardan birinin Ningbo olması..

Aslında bu bilgi bile ülke hakkında ne kadar az şehir, bölge bildiğimi(zi) gösteriyor. Sizlere birkaç maddede önemli gördüğüm konuları özetlemek istiyorum:

  • Çin’in yıllık toplam ithalatı 2 trilyon $, gıda ürünleri ithalatı 83 milyar $,
  • BRI sürecinde önümüzdeki 5 yıl içinde toplam 10 trilyon $ ilave ithalat yapılması bekleniyor, 
  • Ülkemizden ithal ettiği en büyük kalem madencilik ürünleri (1 milyar $),
  • Ülkemizin nüfusu kadar üst gelir düzeyinde, 400 milyon civarında ise orta gelir düzeyinde Çinli var, 
  • Önceki yıllardan hepimizin aklında kalan Çin ucuz iş gücünün olduğu fakir bir ülke imajı hızla değişmekte ve alım gücü artmakta,
  • Çin devletinin büyük şehirler dışında (Şanghay, Pekin, Guanghzou) ticaretin gelişmesi için (fuar gibi etkinliklere) ilave destek verdiği şehirler: Nanjing, Chengdu, Changsa, Xiamen, Shenzen, Ningbo, Changcun, Shenyang ve Guiyang,
  • Ticaretin gelişmesi için kurulmuş vergisel avantajlara sahip, yabancı sermayeli firmaların tercih ettiği serbest ticaret bölgeleri çok aktif, 
  • BRI sürecinde sadece düşük gelirli ülkelere Çin’in yaptığı toplam yatırım yaklaşık 700 milyar $, 
  • THY’nin yanı sıra Wuhan ve Cengdu İstanbul uçuşlarının geçtiğimiz aylarda başladı, Pekin’de yapılan yeni havaalanının açılmasıyla doğrudan uçuş olan şehir sayısı artabilir,
  • Yurtdışına çıkan Çinli turist sayısı 400 milyon.

Çin-AB ilişkileri, Bölgemiz için önümüzdeki dönemde değerlendirilebilecek fırsatlar

BRI kapsamında Çin’in büyük önem verdiği bölgelerden biri Avrupa Birliği hiç kuşkusuz. Diplomatik çevrelerde; Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ziyaret ettiği ülkelerle Çin’in ticari/yatırım ilişkilerin hızlanması gibi bir fiili sonuç gözlemlendiği konuşuluyor. Bu kapsamda düşünüldüğünde geçen aylarda Fransa ve İtalya’yı ziyaret etmesi önemli gelişmeler. 

İnsiyatif kapsamında Çin farklı ülkelerde demiryolu ve liman yatırım yapmaya başlamıştır. Bunlardan bize en yakın olanı ise yine AB üyesi Yunanistan’ın Pire limanına yaptığı yatırımdır. Söz konusu yatırım ve İtalya-Fransa ziyaretleri sonrasında geçtiğimiz Mart ayında AB’den Çin ile ilgili yapılan bir açıklamada Çin “sistematik rakip/systematic rival” olarak ifade edildi. Bu açıklama paralelinde, COSCO firması tarafından Pire limanına yapılması planlanan 600 milyon €’luk ek yatırım alınan bir “SİT Alanı” kararı ile erteletildi. Dolayısıyla AB üyesi ülkelerin Çin ile olan ilişkilerde mesafeli davranıyor diye bir sonuç çıkarabiliriz. 

İşte ülkemiz açısından fırsatlar da bu noktada ortaya çıkıyor:

AB’nin mesafeli yaklaşımının avantajının kullanılarak, İzmir’in söz konusu BRI insiyatifinin en batısındaki şehir olmasının avantajını neden kullanmıyoruz ?

  • BRI insiyatifi sonrasında Çin (Wuhan) – Almanya mesafesi tren yolu ile 14 gün olarak öngörülüyor, 
  • Ancak özellikle büyük yüklemelerde trenin yük gemisi kadar konteyner taşıması mümkün değil (200 konteyner civarında taşınabilecek rakam),
  • Rota olarak ise İzmir limanından İspanya-Portekiz-İtalya gibi ülkelere tren yoluna göre daha hızlı ulaşım sağlanabilir hem de daha fazla yükle (700-800 konteyner civarında).

Aklıma başka bir husus daha geliyor: Ülkemizin Çin ile olan dış ticaretinde verdiği açık yıllık 17 milyar $ civarında ve kısa vadede ihracatımızın artırılması ile kapanması mümkün görünmüyor. Bu durum Temmuz ayında yapılan üst düzey ziyaretlerde de ifade edildi ve Çin’den ülkemize yatırım alınması gerektiği karşı tarafa da iletildi. Belki de İzmir limanının sağlayacağı lojistik avantajlardan da bahsedip, dönem itibariyle AB’nin mesafeli duruşunu kullanarak Çin’de global üretimi gerçekleştirilen bir markanın (AB’nin Çin’den ithal ettiği ürünlerin telekomünikasyon ekipmanlarının 60 milyar € olduğundan belki de cep telefonu konusunda) bölgemize yatırım yapması için girişimlerde bulunmak için doğru bir zaman olabilir. 

Son iki ayda Devlet Başkanları düzeyinde 3 görüşmenin yapılmış olması, önümüzdeki Eylül ayında yapılacak 88. İzmir Enternasyonel Fuarı’nın partner ülkesi Çin olması ve fuara Bakan düzeyinde katılım beklenmesi dönemin doğru olduğunu destekleyen gelişmeler. Bu görüşmeler sırasında Şubat ayı itibariyle geçici olarak kapatılan Çin’in İzmir Başkonsolosluğu’nun da tekrar açılması hususu mutlaka dile getirilmeli..

Yeter ki proaktif olalım; gelişmeleri doğru gözlemleyip orta-uzun vadeli yol haritalarıyla bu müthiş pazarın imkanlarından yararlanalım..